• ATATÜRK
  • Biyoğrafiler
  • Dünya Edebiyatı
  • Türk Edebiyatı
  • Türkçe Dökümanlar
  • Türkçemiz
  • Şiirler
08
HAZ
Neyzen Tevfik
Neyzen Tevfik

Neyzen Tevfik (1879-1953)

Aslen, Bafra(Samsun)mn Kolay nahiyesinden Hafız Hasan Fehmi Efendi ile Bolu'nun Müstah-kimler nahiyesinden, Hatipoğullarmdan Emine Hanım'm oğlu olarak, Bodrum'da dünyâya geldi. Babası öğretmendi ve Bodrum Rüşdiyesi'nin de kurucusuydu. Tevfik, iptidâi mektebi(ilkokulu) ve rüşdiyeyi Bodrum'da okudu. Babasının tayin edilmesiyle, aile Urla'ya göç etti. Küçük Tevfik burada, zaman zaman kendisini sar'a gibi krizle yakalayan asabı bir hastalığa tutuldu. Doktorlar, ailesine onu sıkmamalarını, kendi hâline bırakmalarım tavsiye ettiler. Bu hastalığı ve tedavisi için yapılan tavsiye, kendisine disiplinsiz ve derbeder hayatında âdeta bir yaşama felsefesi olacaktır. Tahsilinde, içkiye aşırı düşkünlüğünde, dilini sakınmayan davranışlarında, aile hayatının düzensizliğinde hep onun sıkılmaması, sıkıştırılmaması gibi çevresinden gelen bir çekingenliğin de rolü muhakkaktır.
Tahsilini tamamlamak üzere yatılı olarak verildiği İzmir İdâdisi'nde de fazla kalamaz. Hastalığı ve mizacı sebebiyle kendisine çevrilen mütecessis gözler Tevfik'i her zaman rahatsız etmiştir. Mektebin kalabalığı da Onu sıktığından kendisine daha yeni ve daha müsamahalı çevreler arar. Urla'da bir berber dükkânından işittiği ney sesi hayatına ilk mühim istikameti verir. Gönül ehli ve mevlevî-meşrep bir zât olan berber Kâzım Efendi, Tevfık'e ilk ney derslerini verir. Neyi üflemesindeki hususiyeti keşfeden Kâzım Efendi onu İzmir Mevlevîha-nesi neyzenbaşısı Cemâl Bey'e gönderir. Böylece genç Tevfik kendisini birdenbire bir sanat çevresinde bulur. Zaten küçük yaşında Bodrum'a gelen saz şairlerini dinleye dinleye şiire de heves duymaya başlamıştır. İzmir Mevlevîhânesi, onun bu tarafınıda geliştirir. Şiir ve musiki merakı, onun disipline sığmayan ruhu için daha elverişli bir vasat hazırlar. Devrin şöhret yapmış sanatkârları ve şairleri Mevlevihane'nin müdavimidirler. Neyzen Tevfik bunlar arasında meşhur hiciv şairi Eşrefi, Tokadî-zâde Şekib'i, Tevfik Nevzad'ı, Abdülhalim Memduh'u, Bıçakçızâde Hakkı'yı tanır. Hastalığına zarar vermiyecek kadar olsun medrese tahsili görmesini isteyen Hasan Fehmi Efendi, oğlunu, çeşitli hocalar için tavsiye mektupları vererek İstanbul'a gönderir. Neyzen Tevfik böylece 19 yaşında bir delikanlı olarak İstanbul'a gelir(1899). Fatih civarındaki Fethiye Medresesine girer. İzmir'deki sanatkâr çevresine mukabil burada kendisini ulema arasında bulmuştur. Aynı zamanda edebiyatı da seven bu çevrede Neyzen, Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi-yi. Hersekli Arif Hikmet'i, Halil Edib'i, İbnülemin Mahmut Kemâl'i tanır. Daha önemlisi, kendisinin, birçoklarına garip gelen hâllerini hoş karşılayan, himaye eden bir dost bulmuştur: Mehmed Akif. Akif ona Arapça, Farsça ve Fransızca öğretiyor, o da Akif e ney üflemesini gösteriyordu. Yine Mehmed Akif in aracılığıyla gelişen musiki kabiliyetiyle musiki âlemlerinin yapıldığı konaklara, hattâ saraya kadar girme imkânını buldu. Neydeki şöhreti gittikçe genişledi. Ahmed Rasim, Tanburî Cemil, Hacı Arif Bey, Udî Nevres gibi daha rind-meşreb insanları tanıdı. Bir taraftan da şiir yazıyordu. Bu yıllar, Sultan II. Abdülhamid devrinin son zamanlarıydı. Artan baskı ile beraber, siyâsî gizli faaliyetler de çoğalmaktaydı. Âdaba ve protokole sığmayan Neyzen Tevfık'in mizacı bu gibi gizli toplantılarda birden patlak veriyor, olurolmaz sözleri hafiyelerin kulaklarına gidiyordu. Bu sebeple birkaç defa tutuklandı. Bu durum, onun hayatını daha da disiplinsiz bir hâle getirdi. Kendisini içkiye verdi ve meyhanelere dadandı. Vaktiyle İzmir Mevlevîhânesi'nden gelirken getirdiği tavsiye mektuplarıyla, bir taraftan da Mevlevi çevrelerde dolaşıyordu. Yenikapı ve Galata mevlevîhaneleri'nde çaldığı ney, diğer yaşayışının disiplinsizilğine rağmen, itibar görüyordu. Bektaşî tekkelerinde ise başka türlü bir itibar buluyordu. Böylece hayatının ve felsefesinin ikiliği gittikçe daha da belirli olmaya başladı:
Aksedince gönlüme şems-i hakikat pertevi
Meyde Bektaşî göründüm, neyde oldum Mevlevi.
Devlet merkezinden daha uzak bir çevre ona daha serbest yaşamak için cazip görünüyordu. 1903 senesi ocak ayının son günlerinde bir yolcu vapuruyla Mısır'a gitti. Buradaki hayatı tam bir maceradır. Kâh asîl konaklara davet ediliyor, neyi ve sohbeti dinleniyor, kâh süflî bir şekilde günlerini şurada burada geçiriyordu. Bâzan Camiü'l-ezher'de derslere devam ediyor, bâzan Mısır'ın zengin musi-kiseverlerine ney dersleri veriyordu. İstanbul'da Meşrutiyet'in ilânını duyar duymaz Mısır'dan ayrıldı, 21 Ağustos 1908'de İstanbul'a döndü.
Bazan zenginlerden himaye gören, bâzan arkadaşlarının evinde kalan, çok defa da kahvelerde barınan Neyzen Tevfik'in düzenli bir işi olmamıştır. 1930'lardan sonra, İstanbul Belediyesi'nin, sâdece himaye maksadıyla kendisine verdiği bir mikdar aylığı karşılığı herhangi bir işi de olmadı. 28 Ocak 1953'te İstanbul'da öldü. Cenazesi Kartal mezarlığına götürüldü.
Neyzen Tevfik'in hayatı gibi, musikişinaslığı ve şairliği de hayatının akışı içinde hiç bir programa girmeyen, tesadüfi bir gelişme gösterir. Neyzenli-ği, fıtrî kabiliyetinin, zaman zaman dışa vuran bir dehası şeklinde, bütün musikiseverler arasında her zaman büyük takdir görmüştür. Şairliği için aynı Şeyi söylemek mümkün değildir. Çocukluğunda saz şairleriyle karşılaşan Neyzen'in söyleyişlerinde yer yer halk şiirinin izlerini görmek mümkündür. Fakat bu alanda da, daha başarılı örnekleri, Bektaşî nefeslerinden ilhamlar gösteren şiirleridir. izmir -deki şairler çevresinde o, daha çok eski şiirimizin, geçen asrın sonunda devam eden uzantısında bir tarzı benimsemiştir. İlk şiiri 19 yaşındayken Muktebes dergisinin 13 Mayıs 1898 tarihli 18. sayısında çıkar:

Dilşikârım sen esir ettin dil-i nâşâdımı
Şivekârım, levha-i hüsnün gönül sayyâdı mı
Düştüğüm gündenberi gafletle hüsnün damına
Eyledin eflâke i'lâ âhımı feryadımı
Hançer-i hicrinle cânâ sinemi çâk eyledin
Aşık incitmek acep cananların mutadı mı
Gözlerin mir'ât-ı İskender gibi yaktı beni
Tîğ-ı çevrin etti viran hâne-i abadımı
Hak seni Tevfik'e mazhar eylesin ey bivefâ
Eyledi aşkın perişan fikr-i istidadımı

Neyzen bu şiir tarzını devam ettirecek olsaydı devri içinde kaybolup giderdi. Ancak İstanbul'a gidişi, bilhassa bir taraftan Mevlevî-Bektâşî dergâhlarına devam edişi, diğer taraftan Mehmed Akif le arkadaşlığı ona yeni ufuklar göstermiştir. Bununla beraber şiirini de ilhamın tesadüflerine bırakmış, bulduğu zayıf bir teknikle, dehâsının zaman zaman fışkıran harikulade hikmetleri yanında, çok defa siyasî-didaktik bir yol tutturmuştur. Devrinde, bilhassa Akif le, çok rahat bir şiir dili tekniğini kazanmış olan aruz, Neyzen'in şiirinde hâlâ bir yığın arıza gösterir. Şekilde, gazel ve kıtalardan başka bir form denemeye gerek görmemiştir. Servet-i Fünûrf un getirdiği sanat endişeleri onu ilgilendirmemiştir, denilebilir. Hece veznini kullanışında da aynı itinasızlık dikkati çeker.
Kendisinin tutuklanmalarına sebep olan, sakınmaz sözleri, gitgide müstehcen bir vokabüler olmuş, böylece, biraz da mizacı gereği, şiirde hiciv yolunu tercih eder olmuştur. Bununla beraber, bu müstehcenliğin dışında Neyzen Tevfik, Nef î'den beri gelen hiciv geleneği içinde, kelime ve zekâ oyunlarına dayanan başarılı kıtalar ortaya koymuştur.
Asıl şiir değeri taşıyan manzumeleri, bütün bu şiirler arasında, bazan bütün bir kıta hâlinde, bazan sadece bir tek mısra olarak Taslayacağımız mistik temayülleridir. Bunların bir kısmı, Mevlevîlik: in tesiriyle yazdığı, islâmî âdabı takib edenlerdir. Daha Bektaşîce olanlarında ise Neyzen'in serâzâd temayülleri hissedilir. Kadere isyan ettiği bâzı manzumelerinde ise, tıpkı siyâsî hicivlerinde olduğu gibi, rindliğin de üzerinde, bedbin ruh halinin küfre varan tezahürleri görülür.
Neyzen Tevfik, neyzenlıği ve şairliği dışında, kendisine isnad edilen bir yığın fıkra ile, İstanbul'un renkli simalarından birini yaşatmıştır.

Eserleri: Hiç(1919); Azâh-ı Mukaddes (1924, 1949).

Yorum Gönder

3 + 15 =
0